Hikmet Kadir BOZOK 23 Takipçi | 10 Takip

Kore Sineması ve Ben, Sen, O

2013-03-09 02:02:00

    Bu kadar beklememeliydi bu yazı. Çünkü uzun zamandır ne hissettiğimi ve ne düşündüğümü biliyorum Güney Kore sinemasına dair... Peki, nerden başlamalı kelimelere dökmeye... Çocukluğumuzdan beri neredeyse hepimizin evinde televizyon var. On yıla kadarda bilgisayarlar ve internetler girdi. Filmlerle gelen görsellik algısı "izleyici" için bir anlam ifade etmiyor artık. Yokluğunu bilemiyoruz, içinde doğduğumuz için.  İşte bu görselimizin için de filmler ve özellikle "Batı" yapımı filmler en büyük paya sahip. Günlük hayatımızdan, sosyal ve hatta aile içine varan ilişkilerimizi şekillendiren bu yapımlar her haliyle bizi kuşatmış durumda. Bir filme başlarken, "Haaa, haaa bu şişko gözlüklü ölür." ya da eski filmlerde daha çok karşılaştığımız "Bu zenci ölür." gibi ön-görülerimizin çoğu haklı çıkmıyor mu? Neden peki? Türkçemiz de bunu tanımlamak için çok güzel ve yeterli bir kelime var: "Basma Kalıp"... Evet, üretilen ya da başka kusulan bir sinema bombardımanına maruz kalıyoruz. Yılda belki 10 tane harika film gelmiyor da değil lakin "Yeter artık ben sıkıldım, başka bir şey yok mu?" diyenlerin sayısı da hızla artıyor.  Bu noktada önümüze bir kaç seçenek çıkıyor. Fransız ve İspanyolca (sadece İspanya birçok güney Amerika ülkesi) be doğu Avrupa yapımları izleyicinin ilgi ve alakasına göre ön plana çıkarken, karşımızda kısaca Asya sineması yükseliyor. Tabi bunun için de Hindistan’ın Bollywood yapımları artık dünya çapında bir başarıyı yakaladılar. (Bkz. Slumdog Millionaire, Life of Pi)  Dünyada ki milyonlarca anime sevenler i... Devamı

Erkan Oğur - Pencereden Kar Geliyor

2013-03-01 01:29:00

Dinleyenleri ilk saniyesinden vuran, Erkan Oğur yorumu... Albüm:Gülün Kokusu Vardı http://hkbozok.blogcu.com/gulun-kokusu-vardi-erkan-ogur-ismail-hakki-demircioglu/13438551 Devamı

Gülün Kokusu Vardı (Erkan Oğur- İsmail Hakkı Demircioğlu)

2013-03-01 00:55:00
Gülün Kokusu Vardı (Erkan Oğur- İsmail Hakkı Demircioğlu) |  görsel 1

Şöyle başlamamalı cümleler, “Ben Fransa’dayken…” Ama yine de bu yazıya böyle başlamamak için üstün bir çaba sarf etmeme rağmen kaçınılmaz son ben yakalar. Efendim, ben Fransa’da EVS yani AGH yaparken herkes gibi anadilime mahrum kaldım. Sabahtan akşama kadar Fransızca ve İngilizce duymak anlamak ve konuşmaya çalışmaktan, uzun süre baş ağrılarıyla gezdim. Şunu söylemeliyim ki eğer aynı durumdaysanız ve baş ağrıları çekiyorsanız, bu çok normal. Yapmanız gereken uyku düzeninizi sağlamak ve dinlenmek. İşte bu zaman içerisinde sürekli dinleyerek dinlendiğim isimler başında geliyor, Erkan Oğur ve İsmail Hakkı Demircioğlu!  Bundan uzunca biz zaman önce, babam elinde Gülün Kokusu Vardı kasetiyle eve geldiğinden beri bu kaset bizim uzun yol yoldaşımız haline geldi. İlk başta sık sık tekrarından mıdır yoksa uzun yolun “uzunluğundan” mıdır bilinmez, pek de haz etmediğim bir albüm oldu. Erkan Oğur’ un gittiğim konserinde dediği gibi, “İlk söylemeye başladığımızda İsmail’le bize, çok yavaş ve hep hüzünlü şeyler okuyorsunuz dediler”  Gerçektende türkü (ve halk müziğinin) inceliğine ve güzelliğine vakıf olamamış insanlar yavaş, ağır bulup ve de Erkan Oğur’ un süslemelerini anlayamazlar. Ben şükür bu güzelliklerin farkına vardım ve hatta “gurbette” bunu iliklerimde hissettim.  Özellikle de albümün ilk parçası Pencereden Kar Geliyor akıllara zarar bir ezgidir. İnsanın yüreğini deler geçer adeta. İlk dinlediğim de bir kadının  söylediğine yemin ederken şimdi Erkan Oğur’ dan bu denli bir ses nasıl çıktığını düşünüyorum. Rivayete göre de "yalnızca bir defa kayıt sırasında söyleme delaletinde bulund... Devamı

Tecrübe dediğin yaşadıklarının aklında kalanıdır.

2013-02-26 00:17:00
Tecrübe dediğin yaşadıklarının aklında kalanıdır. |  görsel 1

  Aslına bakarsanız hala alışamadım bu blog yazma işine. Bir türlü şekil ve içerik ayarlarını yapamıyorum ama şu an ne kâğıt ne de kalemim bana bilgisayarım kadar yakın...  Yüzden, iş başa düştü. Bir dakika öncesine kadar babamla telefonda görüşüyordum. Uzun süredir aramak istiyordum onu... Annemi arayıp onu telefona istemek değil sadece onu aramak istiyordum. Onu arayıp parasal meseleleri sormak için değil sadece sesini duymak için aramak istiyordum. Sonunda yaptım. Nerden başlamak gerekir bilemiyorum ama kısaca haliyeti ruhiyemi şöyle özetleye biliriz; geçen sene 10 aylığına Fransa'da kültürel değişim programına kabul aldım. Bu sırada tek başıma 10'na yakın Avrupa ülkesini gezdim. Yetmedi ara vermeden hayallerimin ülkesi Güney Kore'ye gitme şansı buldum. 10 ay sonra eve döndükten sonra iki hafta dahi görüşemeden okul döndüm. Yarı yıl tatilinde o kadar meşguldüm ki ev de sadece beş gün kalabildim. Kendimi kopmuş ve yalnız hissetmiyorum dersem yalan söylemiş olurum.  Şimdi bir anda bu kadar "büyümüşken" ne kadarda küçüldüğümü fark ediyorum. 23 yaşına basacak olmak sizin için çok önemli ve ya büyük bir şey olmaya bilir -muhtemelen iki yıl sonra benim için de öyle olacaktır- ama için ne kadar şok edici bir durum olduğunu kabulleniyorum sanırım. 23 yaş ablalarımın "ablam" olduğu yaştır. Üniversiteden dönün ve yeterince şanslılarsa iş bulanların yaşıdır. Ama ben bir türlü kendimi 23 yaşında olarak çağıramıyorum. Bir de bana en azıdan 26 yaş olduğumu söyleyenlerinin ortalamasının hayli yüksek olduğunu söylemem çok korkutucu olamasa gerek.  18 yaş olmak eğlenceli olabilir, aslına bakars... Devamı

ÇOK-CUK

2013-02-25 00:19:00
ÇOK-CUK |  görsel 1

  Dunyada ki en inanilmaz sey kesinlikle insan yavrusu olsa gerek. "Nur topu" diye guzellenen, mis kokulu kiymik parmakli, sir dolu bir dunya. O minicik elleriyle sizin alcak bir parmaginizi kavraya bilir. Ama eger yaparsa -yuregimiz yag baglar mi bilmemama- icimizin yaglarini eriten hic degilse buzlarini eriten icak, yumusacik bir "sey". Fazla derin ve karmasik kelimelerle betimlemek dogru degildir onlari cunku "bebek" kelimesi basli basina basitligi ve safligi temsil eder. O yuzden basit kelimeler kafiddir onlar icin. Ya da guzellemeler...   Bu basitligin altinda dunyanin en buyuk sirri yatar aslinda! Neymis o sir? Insan olma, insan yaratma. O minicik gozler nelere sahit olmuyor ki? Farz-i mahal suan ki alginizla bir baska aleme gittiginizi dusunelim. Size hersey ama her sey yabanci bir tek sey disinda; annenenizin kokusu. Ve o "canli" sizin caninizdan, kaninizdan olma! Annesinden dayak yigen bir cocugun yine "anne!" diye aglamasi, ya da yaramazlik sonrasi azar isiten Resat'in bir eliyle gozunun yasini silerek bir eliyle de yine annesine sarilmaya calismasi! Neden? Cunki yok! Sizden baska dunyada kimsesi yok onun. Sen getiriyorsun onu dunyaya, sen adam ediyorsun onu.   Aglayan bir cocugun gozunun yasini silecek bir elin olmamasi ya da onu saracak bir kucagin olamama ihtimalini dusunmek bile yurekleri parcalamaya yetiyor.   Ve ozverinin ta kendisi olan annelik ya da babalik bir noktadan sonra beklenen yone dogru kayiyor. Senin ugruna geceni gunduzunu karistirdigin, kendini unuttugun, kalbinin ritmini degistiren "insan" degil"sey" artik yok yaninda.   Oyle ki binlerce kilometre uzakta, Allah'in "gavuristaninda" Allah'in belkide cok tehlikeli hizli treninde, tek basina bir yerlere gidiyor ve sen bundan bi'habersin ve sen onunyaninda olamiyorsun. Ama aklin bir yerlerde oluyor, lokman yarim kaliyor. O kendinden ... Devamı

Sweet November Tadında...

2012-12-05 10:12:00

Yazının başlığıyla ilgili tek bağlantı, olayın Kasım da geçmiş olması ve ayın başlarında hediye edilen zümrütyeşili bir defterin sarı yapraklarının başına not düşülmesidir. Kış geliyor tabi doğa ölüyor, insan bir garip oluyor. Hormonlar falan feşmekan bir başka çalışıyor. Kış ölüp, doğa uykuya yatarken insan kışın sarılıp yatacağı bir yorgan ihtiyacı duyuyor. Ve sonra kış aşkı başlıyor. Evet böyle derdim eskiden olsa. Oh, bir de kendimi kandırıp altına imza atardım ama meğersem bu işler böyle yürümüyormuş.  Nasıl mı? Zaman... Zamanla yer edinenler öyle ya da böyle, kalay kolay anlatılamıyormuş. Evet, son 10 gün içerisinde milyon defa kullandığım örneği bir kez daha tekrar edecek olursak. Efendim (teoride) şimdi ben çok güzel camekan bir terasta bulunuyorum. Bulunduğum bu terasın her yeri tertemiz cam olduğundan (az önce de belirttiğim gibi) karşımda ki şahane deniz manzarasını seyretmeye doyamıyorum. Ama bir gün bir cesaret bu yıllardan beri doyamadan baktığım, en stresli ve üzüntülü anlarımda bile beni en dipten alıp an yukarıya taşıyan bu güzel denize bir adım daha atıyorum. Evet, haddimi aşmaktan ölesiye korkaraktan elimi uzatıyor ve camdan duvarın sürgüsünden açıyorum. Ve o açtığımandan... Nasıl anlatılır bilemiyoruma ama yine de bir deneyeyim... Bir sıcak meltem (kasımdan sıcaklarından kopup gelen bir meltem), güneşin altın ışıklarıyla vuruyor yüzüme. Bu meltemin taşıdığı deniz kokusunu çekiyorum içime doyasıya, ve istemsiz gözlerim kapanıyor... Duadaklarıma bir tebessüm oturuyor, temelli gelmişcesine. Hiç gitmeyecekcesine... Ve kulaklarımda senizin uğultusu... Dalgaların söylediği bir ezgi...  İşte ben böyle yuvarlanıp giderken, tek bir korkum var. Cenneten kovulan Adem ile Havva gibi olma... Devamı

Fotoğraf

2012-11-25 14:17:00
Fotoğraf |  görsel 1

Devamı